Kayıt ol

İslami Paylasım Platformu! Dinim İslam Foruma Hoş Geldiniz.

Merhaba ziyaretçi, sitemizden ücretsiz YARDIM alabilir, tüm içeriği görüntülemek için KAYIT OLabilirsiniz.

Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    1,002
    Tecrübe Puanı
    10

    "Sahih-i Buhari" ile ilgili tercüme çalışmaları olan konyalı Mehmed Vehbinin "Tam Metin Sahih-i Buhari" adlı çalışmasında geçen ciddi bir akaidî hatâ

    Allâh’a hamd, resullerin en şereflisi olan Muhammede, âline ve pak olan ashâbına salât ve selâm olsun.

    Allâh Teâlâ, kerim olan Peygamberi (salât ve selâm üzerine olsun) hakkında şöyle buyurmuştur:

    {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى}
    [En-Necm/3-4]

    Manası: «Allâh’ın resulü, din ve ahiret ile ilgili hususları hevasına (nefsinin arzuladığına) göre söylemez, bu söyledikeri ancak vahyedilen bir vahiydir.»

    Ayrıca Allâh Teâlâ, kerim olan Peygamberi (salât ve selâm üzerine olsun) hakkında şöyle de buyurmuştur:

    {وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا}
    [El-Haşr/7]

    Manası:«Peygamber size ne getirdiyse onu alın ve size ne yasakladıysa ondan da sakının.»

    Dolayısıyla Peygamber Efendimiz Muhammedin (salât ve selâm üzerine olsun) dinle alakalı hususlarda hata ettiğine, yanıldığına inanan kimse Dini yalanlamış olur. Ancak dünya işleri ile ilgili olarak vahiy gelmeksizin haber verdiği şeylerde hata etmesi, yanılması kendisi için mümkündü. Bu hususta Muslimin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Allâh’ın resulü (salât ve selâm üzerine olsun):

    «إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ إِذَا أَمَرْتُكُمْ بِشَئ مِنْ دِينِكُمْ فَخُذُوا بِهِ وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِشَئٍْ مِنْ رَأْيٍ فَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ»

    Mealen: «Ben ancak bir insanım, sizlere Dininizden olan bir şeyi emretmişsem onu alın ve (dünya işleri ile ilgili olan) görüşten olan bir şeyi emretmişsem de ben insanımdır (bu hususta hata edebilirim).» diye buyurmuştur.

    Hadis-i şerifte dikkat çeken husus şudur ki Peygamber Efendimiz Muhammed (salât ve selâm üzerine olsun) vahiy olmayarak hata edebileceği hususun dünya ile ilgili işlerde olabileceğini vurgulamasıdır. Yani dinle alakalı hususlarda kesinlikle hata edemiyeceğini, ancak hata edebileceği hususların dünya ile ilgili işlerde olabileceğini haber vermiştir.

    Taberâni'nin İbn-i Abbâstan merfu’ olarak rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:

    «لَيْسَ أَحَدٌ إَلاَّ وَيُأْخَذُ مِنْ قَوْلِهِ وَيُدَعُ غَيْرَ النَّبِيِّ»

    Mealen:«Allâh’ın peygamberi haricinde hiç kimse yoktur ki sözünden bir kısmı alınıp da bir kısmı terk edilmiş olmasın.»[1]

    Yani Peygamberler hariç, her birimiz Dinle alakalı hususların bir kısmında muhakkak yanılacaktır ve bu kaçınılmaz bir durumdur.

    Vahiynin gelmediği durumlarda Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) içtihat edip etmemesi konusu, bir ihtilaf meselesidir. Yani bazı alimler Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumlarda içtihat etmediğini söylerken, bazı alimler Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumlarda hata etmemek suretiyle içtihat edebileceğini söylemişlerdir. Ancak bunu söyleyen alimler, Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumda hata edebileceğini kesinlikle söylememişlerdir.

    Aslı türk olan büyük alim Bedruddin ez-Zerkeşi din ile ilgili hususlarda Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) ikrar etmemek suretiyle hata etmesini mümkün bulanlara bir reddiye olarak şöyle demiştir:«Peygamberlik makamına zıt olan hatanın sâdır olması (meydana gelmesi) sözünden, imkansız olan bir hezeyân lazım gelir ki, bu da bazı müçtehitlerin (içtihat ettiği sırada) isabetli olduğu durumda, Mustafa’dan (sallallâhu aleyhi ve sellem) o durumda (haşa) daha mükemmel oluşudur me’azallâh (Bundan Allâh’a sığınırız).»

    Medinenin alimi olan müçtehid imam Malik (radıyallâhu anhu) Peygamber Efendimiz Muhammedin (salât ve selâm üzerine olsun) kabrine işaret ederek şöyle demiştir:

    «مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ وَ يُأْخَذُ مِنْ قَوْلِهِ وَ يُرَدُّ إِلاَّ صَاحِبَ هَذَا الْقَبْرِ»

    «Bu kabrin sahibi (Allâh’ın elçisi) hariç, sizden hiç bir kimse yoktur ki, sözünden bir kısmı alınıp bir kısmı reddedilmiş olmasın.»

    Yani Peygamberler hariç, her birimiz Dinle alakalı hususların bir kısmında muhakkak yanılacaktır ve bu kaçınılmaz bir durumdur. Ancak Allâh’ın veli (ermiş) kulları hata ettiklerinde inancın usulü (temelleri) ile ilgili hususlarda hata etmezler, çünkü onlar küfürden korunmuşlardır. Veliler fürû’ (hükümler) ile ilgili hususlarda hata ederler. Veli olmayan bir insan küfürden korunmuş olmadığı için, hata ettiğinde bu hatası, küfür olan (Dinden çıkarıcı olan) bir hata da çıkabilir. Dolayısıyla veli olmayan insanlardan bir kısmının işledikleri hatalarının küfür çıkmasına şaşırılmamalıdır, çünkü böyle bir duruma maruz kalabilirler.

    Büyük alimlerden olan Şeyhu’l-İslâm Zekeriyya el-Ensâri şöyle demiştir: «İlimsiz olarak teşri’ eden (bir şey hakkında helal veya haram hükmünü veren) ya küfre yada büyük günaha girer.»

    Konumuzla alakalı olarak “Sahih-i Buhari” ile ilgili tercüme çalışmaları olan Konyalı Mehmed Vehbi “Tam Metin Sahih-i Buhari” olarak yazdığı tercüme çalışmasının 1. cildinin önsözünde çok yanlış bir yorumda bulunarak gerçekte ilim öğrenmemiş insanlara yönelik kafa karıştırıcı olan açıklamalar yapmıştır . Bu açıklamasında (altı çizili olan cümlelerde) Mehmed Vehbi büyük bir hata içerisinde olarak şöyle demiştir: «Peygamberler için içtihadın câiz olup olmadığı yolunda hadis usulü bilginleri arasında ihtilâf varsa da kanaatimce peygamberlerin içtihadı caizdir. Çünkü; bir peygamber, olan bir hâdise hakkındaki fikrini belirtmek için vahiy bekler, vahiy gelirse o yolda amel eder, gelmez de gecikmesinden zarar olacak ve hâdisenin zaman ve tesiri geçecek korkusu olursa; kendisi içtihat eder, eğer Peygamber içtihadında hata etmişse Cenabı Hak o hükmün hatâlı olduğunu kendisine bildirir, çünkü peygamber içtihadı ümmetine şeriat olacağı için, hatâsı Allâh tarafından düzeltilir, hatâ üzerine kurulacak hükmün şeriat olması ise bâtıldır, ve peygamberler hatâ üzerine karar kılmazlar.»[2]

    Tuhaftır ki şazlığı ile tanınan Pr. Dr. Yusuf el-Karadavi de bu yönde bir yanlış açıklama yaparak işlediği hataları büyültülmesin diye “El-Cezira” kanalında müçtehid olduğunu iddia ederek şöyle demiştir: “Ben içtihadımda hata da ederim isabetli de çıkarım. Rasulullâh da benim gibi şeriat meselelerinde hatâ da ederdi, isabetli de çıkardı.»

    Dine aykırı gelen bu tür sözlerden Allâh’a sığınırız. Pr. Dr. Yusuf el-Karadavinin müçtehit olduğunu iddia etmesi şaşılacak bir şey değildir, çünkü ona göre İslâmi ilimlerde doktora sahibi olmakla içtihat edilebilir. Yine “El-Cezira” kanalında birisi tarafından kendisine: “Siz içtihat eder misiniz?” şeklinde bir soru yöneltilirken soru sorana cevaben: “Filan mastır sahibidir ve içtihat etmektedir ben ise doktora sahibiyim.» demiştir. Yani ona göre doktora sahibi olan birisi içtihat edebilir.

    Allâh müslümanları, bu gibi yanlış zihniyeti öğretmeye kalkan insanların şerrinden korusun ve bu gibilerine karşı cevap veren ilim ehlinin sayısını arttırsın.

    Maalesef öyle bir duruma gelinmiştir ki, ilimsiz olarak fetva veren insanlar bir hayli çoğalmıştır. Buna da şaşırılmamalıdır, çünkü Peygamber Efendimiz Muhammed (salât ve selâm üzerine olsun) kıyametin alametleri hakkında bilgi verirken:

    «
    ... وَيَقِلُّ الْعِلْمُ»

    Mealen: «... ilim ise azalacaktır.» diye buyurmuştur.

    O halde ne yapılmalıdır? Din bilgisi, vera’ sahibi ve öğrencilerine karşı şefkatli olan âlimden ilim öğrenilmeldir.
    Hadis alimlerinden olan Hatib el-Bağdadî şöyle demiştir: «İlim ancak alimlerin ağızlarından alınır.»

    İlim şehrinin kapısı olan imam Ali (radıyallâhu anhu) katışıksız olan doğru ilmin üstünlüğü hakkında şöyle demiştir: «İlim maldan daha hayırlıdır. İlim hükmedendir, mal ise üzerine hükmedilendir. İlim seni korumakta, malı ise sen korumaktasın.»

    Selef alimlerinden olan Muhammed ibn Sîrîn şöyle demiştir: «Muhakkak bu (Dinle alakalı olan) ilim Dindir, o halde Dininizi kimden aldığınıza bir bakın.»

    Muhaddis, allame şeyh Abdullâh el-Herarî (Allâh'ın rahmetleri ve rıdvânı üzerine olsun) şöyle demiştir: «Din bilgisi, isnadı (dayanağı) olmayan kimseden öğrenilemez, ilk ucuna kadar güvenilir olan başkalarından öğrenmiş kimseden öğrenilir. Din bilgisi, kişinin düşündüğü bir düşünce değildir. Muslim, Abdullâh ibnu’l-Mubarek’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “İsnâd (dayandırma) Dindendir, isnad olmasaydı dileyen kimse dilediğini söylerdi.”»

    Konumuzla ve diğer hususlarla alakalı olan “Akaid” (İnancın esasları) bilgilerinde muhaddis, allame şeyh Abdullâh el-Herarî’nin (Allâh'ın rahmetleri ve rıdvânı üzerine olsun) sohbetleri ve eserlerinden faydalanmamızı nasib eden Allâh’a hamd olsun. Son dönemin pek büyük alimi olan bu zatın, İslâm ümmeti için geride bıraktığı eserlerinden, henüz istifade etmemiş olan müslümanların faydalanmasını da Allâh Celle Celâluhû’dan dilerim.

    Son duamız alemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd olsun.


    [1]El-Heysemi “Mecme’uz-Zevâid” (1/430) adlı kitabında şöyle demiştir: “Taberâni bunu “Kebîr”inde (Mu’cemu’l-kebîr adlı kitabında) rivayet etmiştir ve bunun adamları (rivayet eden adamları) güvenilir olarak kabul edilmişlerdir.”
    [2]Konyalı Mehmed Vehbi “Tam Metin Sahih-i Buhari”, Üçdal Neşriyat, Mütercimin Önsözü
    Konu Abdullâh tarafından (04-15-2011 Saat 02:54 ) değiştirilmiştir.
    Din ilmi (Ehl-i Sünnet doğrultusunda öğretilen katışıksız Din ilmi) kurtuluş merdivenidir. Onu ihmal eden yolunu şaşırmış bir kimsedir. Cahil, çölde rehbersiz kalmış bir kimse ve yırtıcı hayvanların bulunduğu karanlık yolda yürüyen bir kimse gibidir. Cahiller ilim sahibi olanlara düşmandırlar. Din ilminin bulunmadığı beldede hayır yoktur. İçlerinde Din ilminin bulunduğu insanlarda ilim bulundukça hayır üzere kalırlar. Din ilmi, ilimlerin en şereflisidir. (Büyük alimlere ait sözler)

  2. #2
    Administrator
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    1,002
    Tecrübe Puanı
    10
    Bir önceki çalışmaya bir yazı daha eklenmiştir.

    "Vahiynin gelmediği durumlarda Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) içtihat edip etmemesi konusu, bir ihtilaf meselesidir. Yani bazı alimler Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumlarda içtihat etmediğini söylerken, bazı alimler Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumlarda hata etmemek şartıyla içtihat edebileceğini söylemişlerdir. Ancak bunu söyleyen alimler, Peygamber Efendimizin (salât ve selâm üzerine olsun) bu tür durumda hata edebileceğini kesinlikle söylememişlerdir. Bu hususta racih olan (tercih edilen) söz şudur ki,
    Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) sözkonusu olan durumlarda içtihat etmiştir, ancak içtihat ettiği durumlarda kesinlikle hata etmemiştir."

    İşte bu hususta Mehmed Vehbi, Yusuf el-Karadavi gibi hata edenlerin, geçmiş alimlerin ne dedikleri konusunda bilgi yetersizlikleri olduğu için, kendilerinden yorum yapmaya ve ilimsiz fetva vermeye
    kalkıyorlar. Böylece de bu tür insanlar kafa bulandırması yaparak ciddi bir konuda yanlış bilgilendirme yapıyorlar. Allâh bizlere dini bilgileri tam anlamıyla ilim sahibi olanlardan almayı nasib etsin ve ilim sahibi olmadığı halde ilim sahibi olarak geçinenlerin şerrinden bizleri korusun.
    Konu Abdullâh tarafından (11-05-2009 Saat 20:16 ) değiştirilmiştir.
    Din ilmi (Ehl-i Sünnet doğrultusunda öğretilen katışıksız Din ilmi) kurtuluş merdivenidir. Onu ihmal eden yolunu şaşırmış bir kimsedir. Cahil, çölde rehbersiz kalmış bir kimse ve yırtıcı hayvanların bulunduğu karanlık yolda yürüyen bir kimse gibidir. Cahiller ilim sahibi olanlara düşmandırlar. Din ilminin bulunmadığı beldede hayır yoktur. İçlerinde Din ilminin bulunduğu insanlarda ilim bulundukça hayır üzere kalırlar. Din ilmi, ilimlerin en şereflisidir. (Büyük alimlere ait sözler)

 

 

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı çık

SEO by vBSEO 3.6.0