Kayıt ol

İslami Paylasım Platformu! Dinim İslam Foruma Hoş Geldiniz.

Merhaba ziyaretçi, sitemizden ücretsiz YARDIM alabilir, tüm içeriği görüntülemek için KAYIT OLabilirsiniz.

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Toplam 30 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #11
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Abdullah kardeş beni bilgisizlikle,birşeyleri geçiştirmeye çalışmakla suçlayamazsın tamam mı.Büyüklerimizin ne güzel sözü var dime''' İlk önce iğneyi kendine batır,sonra çuvaldızı başkasına batır.''
    Ben reklam falan yapmıyorum.Birşeylerin öneminden bahsediyorum.Ayrıca reklam yapmaya hiç ihtiyaç dahi yok.Bu İslam mücahitlerini duymayan zaten kalmadı kardeş.Ayrıyetten diğer kitaplarını görmezden gelmek gibi bir amacım yok ve zaten hepsi güzelliğiyle,işlediği tevhid aşkıyla,Allah aşkıyla ve Rasulullah aşkıyla ortada.Ve hepsinin içeriğinide biliyorum ve öyle cevap yazıyorum.bilmediğim! konuda konuşmuyorum.
    O senin sözde tefsir dediğin kitaplar kaç kişinin imanına vesile olup kaç kişiyide TEVHİD inancına kavuşturdu.Bu demek değil ki Seyyid Kutub bu tefsirinde ve kitaplarında hiç yanlış yapmadı.Zaten bi zahmet açıp onun hakkında yazılanları okusanız oradaki yanlışlara ve sebeblerine değiniliyor.Her insan yanlış yapar.Yukarıda yazdıklarımı tekrar etmeyeceğim.Ama diyorum ki kardeşler:bu insanlarda faydalanak çook şey var.biz onların yanlışlarını düzelteceğiz ve bizlere yararlı olan yerleri alacağız.Ben demiyorum ki hayır yanlış yapmadı.Evet yanlışları var tıpkı her insan ve alimler gibi ama o yanlışlar yüzünden bu insanı kafir ilan etmeye,ehlibeyt düşmanı demeye hakkımız var mı ki o bir islam şehidi.
    Kusura bakmada Abdullah kardeş beni bilgisizlikle ve geçiştirmekle suçlarken hiç düşünmeden yazdığın belli.Sen dahi eleştirdiğin insanın kitabını okumamışsın!! ve kulaktan dolma bilgilerle bizleri kafir ilan ediyosun.Yazık hemde çook yazık.
    Son birşey söyliyyim.Ehlibeyt hayranınıyım ve ehlisünnet takipçisiyim demekle bu işler olmuyor.Bizzat uygulamk ve amel etmek gerekiyor.Mevdudi'nin harika bir benzetmesi var: ""Bir insan müslümanım demekle müslümn olamaz.Tıpkı karakış da sokak ortasında kalan bi insan donmasına rağmen,yorgan yorgan yada sıcak sıcak demeyle ısınamayacağı gibi bi insanda müslümanım demekle müslüman olamaz'' ne güzel dime.Bilmek ve uygulamak gerek. Evet kardeşler ehlibeyt takipçisinin bu şekilde insanları kafir ilan etmesi çook garip.Halbuki RASULULLAH bu durumda böyle mi yapardı ki 'mülümanım diyene kafir demeyin derken.Sizleri düşünmeye davet ediyorum.....

  2. #12
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Vee kendin yazmışsın büyük alimlere ait sözler diye ""Cahiller ilim sahibi olanlara düşmandırlar"" diye Abdullah kardeş.İlk önce kendi yazdığınızı okuyun ve amel edin.Ve başkalarını cahillikle,bilgisizlikle suçlayın.Allah akıl fikir versin....

  3. #13
    Bağımlı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    162
    Tecrübe Puanı
    10
    bejarm! Sen EDİLLE-İ ŞER-İYYE doğrultusunda deliller sergilemediğin halde buradaki kardeşlerimize, dalalette bulunan şahıslara karşı uyarı yaptıkları için -ki dalalette bulunanlara karşı uyarı yapmak yüce Rabbimizin emridir- laf atıyorsun!!!...

    Burada yazılan reddiyeleri yanıltacak hiç bir delilin yoktur!
    Adam şunu yaptı bunu yaptı diye yazıp duruyorsun. Başka bir şey yapmıyorsun.

    Deliller verildiğinde EDİLLE-İ ŞER-İYYE DOĞRULTUSUNDA verilir.
    Konu Abdullâh tarafından (06-05-2008 Saat 23:36 ) değiştirilmiştir. Sebep: kelime hatası
    Din ilmini öğrenenler azdır. Din ilmini öğrenenlerden bu öğrendikleriyle amel edenler de azdır. Bu öğrendikleriyle amel ediyor diye görünenlerden ihlaslı olanlar da azdır. Allâh bizlere ihlas ile ilim öğrenip onunla amel etmeyi nasip eylesin.

  4. #14
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    11
    Tecrübe Puanı
    10
    sinirlenmeyin arkadaşLar sakin..! kırıcı olmayın..

  5. #15
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Allahın inayeti ve keremiyle sizlere bizzat kaynak göstererek de bu yazdıklarımın doğruluğunu göstereceğim.Fakat bu uzun zaman alacak.Ben hiçbir zaman bilmediğim ve yanlış olan birşeyi söylemedim.Benim burada yazdıklarım biraz daha mantıklı düşünmeye yönelikti.
    Sitenizi inceledim.Yazdığınız yazıları,sorulan soruları ve diğer faaliyetleri.Allaha yemin edrim ki benim sizi haksız çıkarma gibi yada dalalete düşürme gibi bir amacım yok.Sadece burada yazılan o insanlar hakkındaki şeyler yanlışlarla dolu.Ve yine Allaha yemin ederim ki o insanlarla sizin yazdıklarınız arasında hiçbir fark yok.Bunun delilide bi zahmet alıp kitaplarını okumanızdadır.Sizler de bi zahmet sürekli beni kınayıp suçlayana kadar,""acaba bu kardeş doğru söylüyor olabilir mi bi internette başka başka kaynaklardanda araştırayım"" deyin.Ne olur yani.Hayırlısı daha fazla uzatmayacağım.En yakın zamanda bu insanlar hakkında nerelerden sağlam bilgiler alabilirsiniz kaynak göstereceğim inşallah.Ya Rabbi biz kullarına gerçekleri ve yanılgılarımızı göster ve kalplerimizi yumuşat. AMİN..

  6. #16
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Bir insanın ne olsuğunu,hangi yolda olduğunu,kime hizmet ettiğini,amacının ne olduğunu kısaca hayatına dair bilgilerini öğrenmek istiyorsak şüphesiz o kişinin hayatını sağlam kaynaklardan okumak gerekir ve bir insanın hayatı onun ne olduğunun ve ne için çalıştığının en büyük delilidir.Bunun için ilk önce bu kişinin hayatını sizlerle paylaşıyorum.Bakalım bu insan ehlibeyt düşmanımıymış yoksa kafirmiymiş.Kafir olduğunu söyleyenler ve itham edenler acaba o insanın kalbini yarıp da kalbindekileri okudular mı çok merak ediyorum.Neyse Buyrun:::

  7. #17
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    -HAYATI-
    1906'da Mısır'ın Asyut kasabasında dindar bir ailenin çocuğu olarak doğan Seyyid Kutub aslen Arabistanlıdır. Küçük yaşta hafızlık yaptıktan sonra lise eğitimi için Kahire'ye gider. Orta ve lise eğitimini El-Ehzer de görür. Burada edebiyatçılığı daha da gelişir. Kahirede okurken Muhammed Akad ile tarışır ve tama olmasa da bir İslami kişiliği oluşur. Bu değişim İhvan'a katılmasıyla netleşir. Daha sonra Şehit Hasan El Benna' nın da o dönem de okuduğu Darul-Uluma girer ve 1933' te yine burada edebiyat dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. O dönemde "Yeni Fikir" adında bir dergi çıkarmaya başladı.1941'e geldiğimizde sosyoloji doktorası yapmak üzere Maarif vekaleti tarafından Amerika' ya gönderildi. Yine aynı dönemlerde Ihvanı Müslimin (Müslüman Kardesler) le birtakım ilişkilere girmişti. 1945'te Amerika'dan döndükten bir süre sonra da, tamamen bu cemaate katıldı.
    Seyyid Kutub'un hayatı, iki döneme ayrılır:
    Birincisi, Allah'a olan inancını da koruyarak, sosyalizme yöneldiği ve daha çok edebi çalışmalara ağırlık verdiği dönemdir ki, kendisi bunu "cahiliye dönemi" olarak adlandırır. Bu dönemde "Dikenler", "Köyden Bir Çocuk" ve "Sihirli Şehir" adlı üç romanı yayınlanmıştır.
    İkincisi, İslami fikir ve anlayışının derinleştiği ve olgunlaştığı ve Ihvan-ı Müslimin'e katıldığı dönemdir.
    Seyyid Kutub, 1954'te tutuklanarak askeri hapishaneye kondu. Hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalması sonucunda mide ve bağırsak kanaması geçirdi. Buna rağmen cellatlar eğitilmiş köpeklerle onu kovalıyor, hastalık ve yorgunluktan dolayı bir an bile koşamadığı zaman köpekler vücudunu parçalıyordu. Mahkemesini izlemek amacıyla Mısır'a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub'un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi ertelendi. İnsan hakları temsilcisinin Mısır'dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarılarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste on yıl kaldıktan sonra sıhhi sebeplerden dolayı serbest bırakıldı. Ama kendi evinde zorunlu ikamete tabi tutuldu.
    1965'te "Yoldaki İşaretler" adlı eserinden dolayı tekrar tutuklanan Kutub, bu kez üç - dört hastalığa birden yakalanmış, yaşı da 60'a dayanmıştı. Cellatlar tam dört gün boyunca onu bağladılar, yiyecek ve içecekten de mahrum bıraktılar. Su istediğinde cellatlar suyu getiriyor ancak ona vermiyor, daha fazla eziyet çektirmek için getirilen suyu gözleri önünde yere döküyorlardı. Yapılan bunca işkenceye rağmen onu davasından vazgeçiremeyince bu kez psikolojik işkence yapmaya başladılar. 25 yaşındaki mühendis yeğeni Rıfat Bekr eş-Şafii'yi getirerek gözleri önünde ona akıl almaz işkenceler yaptılar. İşkencelere dayanamayan Rıfat dayısının gözleri önünde şehit oldu. Bu yolla da Kutub'u vazgeçiremeyince bu kez Azmi adındaki diğer yeğenini getirerek abisi Rıfat gibi şiddetli işkencelere tabi tuttular. Az daha o da abisi gibi şehit olacaktı. Cellatlar bununla da yetinmeyerek Şehit Rıfat'ın annesi Nefise Kutub ile Seyyid Kutub'un diğer kız kardeşi Emine Kutub'a da dehşet verici işkenceler yaptılar. Oğlu Rıfat şehit edildikten sonra Nefise hanım serbest bırakıldı. Kız kardeşi Emine Kutub'un tutukluluk hali ise devam etti. Daha sonra sözde mahkemeye çıkarılan Emine Kutub 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve bir bölümü askeri hapishanede diğer bölümü de Kanatir cezaevinde olmak üzere toplam altı yıl dört ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı.
    "Zalimlerden Özür Dilemem"

    Caniler burada zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz onca işkenceye rağmen Seyyid Kutub'u davasından vazgeçiremeyince diğer kız kardeşi Hamide Kutub vasıtasıyla kendisiyle pazarlık yapmaya başladılar. Caniler Hamide Kutub vasıtasıyla kendisine şu teklifte bulundular: "Şimdiye kadarki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'dan özür dilediğin takdirde, idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır." Hamide Kutub, ağabeyinin affedilmesini ve yaşamasını çok istiyordu. Bu yüzden de teklifi kendisine iletti. Üstad Kutub'un cevabı gayet açık ve tavizsizdi: "Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!.."
    Bu sözleri onu ebedileştiren, tüm İslam aleminde örnek ve önder bir mücahit olarak tanınmasına vesile olan sözler olmuştur. Onun dünyevi bedeni idam yoluyla öldürülüp toprağa gömüldü, ama gösterdiği kararlılık fikirlerini kendisine yönelen inanç sahiplerinin önünü açan bir meşale kıldı. Onun zalimle asla uzlaşmayan tavrı günümüzde bizim için de büyük bir örnektir.
    Seyyid Kutub, eş-Şeyh Abdülfettah İsmail ve Muhammed Yusuf Havvaş'la birlikte idama mahkum edilmişti. İdam kararı 29 Ağustos 1966'da infaz edildi
    Seyyid Kutub'un eserlerinin özü kelime-i tevhidin yeniden ashabın anladığı gibi anlaşılmasını sağlamaktır. Onun düşüncelerinin özeti kabul edilen ve şehit edilmesinde gerekçe olarak kullanılan "Yoldaki İşaretler" adlı kitabında kelime-i tevhidin anlamı, etkisi ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Örneğin; bu kitabın ilk bölümü olan "Örnek Kur'an Nesli" başlığı altında şöyle denmektedir: "Davetin yegane kaynağı Kur'an önümüzde... Allah elçisinin fiili ve ameli sünneti de tarih boyunca benzeri bir kez gelmemiş ilk dönem (sahabe) neslinin önünde olduğu gibi, bizim de önümüzde... Tek eksiğimiz Allah elçisinin bir fert olarak aramızda olmayışı... Bütün sır burada mı saklı acaba?..." (4) Bu soruya cevap verirken, İslam dininin evrenselliği ve kıyamet gününe kadar devam edeceği gerçeğini dolayısıyla ilk nesille bugünün neslinin anlayışında bir farklılık olmaması gerektiğini dile getirdikten sonra sahabe neslinin İslami anlayışı ile bizim İslami anlayışımız arasındaki mevcut farklılıkların sebeplerini şöylece sıralamaktadır:
    Birinci olarak: İlk Kur'an neslinin (sahabe-i kiramın) beslendiği yegane kaynak Kur'an-ı Kerim ve Rasulullah (s.a.s.)'ın Kur'an'ın tefsiri niteliğindeki söz, fiil ve takrirleri idi. Zira Hz. Aişe validemiz de: "O'nun ahlakı Kur'an idi" buyuruyor. (Nesai)
    İkinci olarak: Sahabe-i kiram, Kur'an ve hadisleri bilgilerini artırmak, kültür dağarcıklarını geliştirmek, Kur'an tilavetinden müzikal bir zevk almak ya da dünyevi bir çıkar sağlamak amacıyla okumuyorlardı. Onlar Kur'an'ı sadece öğrendiklerini yaşamak, hayatlarında uygulamak için öğreniyorlardı.
    Üçüncü olarak: Sahabiler İslam'a girmekle cahiliyetin, küfrün tüm örf ve adetlerini, dünya görüşünü, İslam öncesi hayatın değerlerini arkalarında bırakıyorlardı. Kişi İslam'a girdiği andan itibaren hayatında yepyeni bir sayfa açıldığının bilincindeydi ve ona göre hareket ediyordu. Kelime-i şehadet, tüm şirk ve cehaletten soyutluyordu onları." (5)
    Seyyid Kutub bu bilgilerle kelime-i şehadetle insanın, bir yaşantıdan (küfürden), diğer bir yaşantıya (İslam'a) nasıl geçtiğini ve bu kelimeyi söyleyenin nasıl bir yükümlülük altına girdiğini belirtmeye çalışmıştır. Kutub, kitabında ayrıca bir insanın Allah'ın tek ilah olduğuna inanırken, Allah'tan başka güçlere (tağutlara) boyun eğerek, Allah'ın koyduğu yasaların önünde değil de, tağutların önünde yargılanmayı istemesini şiddetle eleştirir. Böyle bir insanın inancında samimi olamadığını, kendisiyle çelişkiye düştüğünü belirtmektedir. Nitekim Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Sana ve senden öncekilere indirilene iman ettiklerini ileri sürenleri görmüyor musun ki, Tağut'un hükmüne başvurmaya kalkışıyorlar! Oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklığa çekmek istemektedir." (Nisa, 4/60)
    O, Bütün İslam Dünyasını Etkilemiştir

    Seyyid Kutub'un, kendinden sonraki Müslüman düşünürlerin ve cemaatlerin üzerinde önemli etkisinin olduğu inkar edilemez. Buna Türkiye'deki düşünürler ve cemaatler de dahildir. Özellikle Fi Zilali'l-Kur'an adlı tefsiri, Müslüman davetçilerin müracaat kitapları ve Kur'an-ı Kerim'i günümüzde yaşananlarla irtibatlı bir şekilde anlama ve yorumlama konusunda temel kaynakları haline gelmiştir.
    Seyyid Kutub, İslami çalışmalarındaki ihlas ve samimiyetine rağmen şehadetinden sonra bazılarınca yanlış anlaşılmıştır. Bize bıraktığı düşünce, fikir ve amel mirasından onun istemediği sonuçlar çıkarılmıştır. Buna bir örnek şudur: O hayatında ve kitaplarında hiç bir Müslümanı şahsen tekfir etmediği halde, onun şehadetinden sonra eserlerinden etkilendiklerini ileri süren bazı kişiler birtakım şahısları ve akımları tekfir etmişlerdir. Oysa Seyyid Kutub kitaplarında kişilerle uğraşmaz. O tespitlerde bulunur, çıkarımlar yapar ve bu çıkarımları sentezleyerek genel kurallara varır. Örneğin şöyle der: Allah'a bütün kalbiyle inanan biri, inkarcılarla samimi dostluk ilişkisi içine giremez, onları sevemez, velayetini onlara tevdi edemez. Bunlar, ayetlerde de geçen prensiplerdir. Ne var ki onun şehadetinden sonra, onun düşüncelerini topluma yaymaya çalıştıklarını ve uygulamaya geçirdiklerini ileri süren bazı kişiler bu açıklamalardan İslam'ın hoş görmediği birtakım yanlış prensipler çıkarma gibi önemli bir hataya düşmüşlerdir.

  8. #18
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Kutub'u Hedef Alan Haksız Tenkitler

    Asıl üzücü olan husus da, bazı kesimlerin Seyyid Kutub'u son derece haksız ve insaf sınırlarını iyice aşan eleştirilere maruz bırakmalarıdır. Bu tenkitlerin çoğu asılsız iddialara veya ifadelere zorlayan çarpık yorumlara dayanmaktadır. Biz bu yazımızda ona yöneltilen haksız eleştirilerden önemli gördüğümüz bazılarına cevap vermeye çalışacağız. Bunun sebebi o büyük şehidin aklanmaya olan ihtiyacı değil sadece bu eleştirilerin ne derece yersiz ve haksız olduğunu ortaya koyma gayemizdir. Bir diğer gayemiz de yetişen nesil ile Seyyid Kutub arasındaki bu eleştiri duvarlarını kaldırarak İslam'ı bir bütün olarak anlamaya çalışan insanlarımızın onunla doğrudan muhatap olmalarını sağlamaktır. Çünkü bu haksız ve insafsız eleştiriler özellikle bazı gençlerimizin Seyyid Kutub'dan uzak durmalarına yol açmakta dolayısıyla oldukça önemli bir ilim ve fikir mirası bırakmış o değerli insandan yararlanamamaktadırlar.
    Türkiye'de ümmet bilincinden yoksun ve birtakım taassuplar içinde olan bazı kişiler insanları ondan soğutmak amacıyla çeşitli iddialar ortaya atmaktadır. Bu gibilerin bütün işleri insanları, sade ve temiz kaynaklardan uzak tutabilmek için o kaynakların zehirli olduğu söylentileri yaymaktır. Kendileri alternatif kaynaklar ortaya koymazlar. İnsanların o kaynaklara olan ihtiyaçlarını gidermek amacıyla da Yüce Allah'ın: "Ne semirtir, ne de açlığı giderir" (Gaşiye, 88/7) dediği türden, insanlara bir şey vermeyen ya da asıl kendisi zehirli olan birtakım ürünler sunarlar. Zehirli olduğunu ileri sürdükleri kaynaklar hakkında ise hiçbir test yapma, onu tanıma, gerçekten zehirli mi yoksa besleyici mi olduğunu araştırma ihtiyacı bile duymazlar. İşte insanlarımızın asıl bu gibiler karşısında duyarlı olmaları, onların o zehirleyici dedikodularına karşı uyanık bulunmaları gerekir.
    Seyyid Kutub'a yöneltilen haksız eleştirilerin biri onun hükümete karşı kışkırtıcı, kardeşi kardeşe düşman yapıcı, yıkıcı, bölücü, Müslümanları isyana teşvik edici yazılar yazdığı ve bu tür düşüncelere sahip olduğu iddiasıdır. (6) Bu iddia sahiplerine göre Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi İslam alimlerinin ve bu alimleri seven Müslümanların, hükümetler tarafından en ağır cezaya çarptırılmaları gerekir. Başka alimlerin de, onlardan etkilenenlere söz ve yazı ile öğüt vermeleri, cahillerin ise onların kitap ve broşürlerinden uzak durmaları gerekir. (7)
    Görüldüğü gibi büyük şehidin deyimiyle tamamen "cahiliyet" kokan bu iddia aslında cevaplandırılmaya bile değmeyecek kadar basit ve dayanaksızdır. Her şeyden önce Üstad Seyyid Kutub'un yaşadığı topraklarda etnik ayrılıklara dayalı bir hareket olmadığından buradaki bölücülükle kastedilen, coğrafi bölünme değil, fikri ve itikadi ayrılıktır. Merhum şehit insanları İslam'a davet ettiğinden, bu davete olumlu cevap verenlerle olumsuz cevap verenler arasında doğal bir ayrılık ortaya çıkmaktadır. Kimse bu ayrılıktan dolayı Seyyid Kutub'u sorumlu tutamaz. Çünkü İslam kendisi daveti farz kılmıştır. Müslüman olmasından sonra İslam'la küfür arasında kesin bir ayırım gerçekleştirmesi dolayısıyla "Faruk: Ayırıcı" unvanıyla ünlenen Hz. Ömer (r.a.)'in tavrı da imanla küfür kitlesini net bir şekilde birbirinden ayırmanın önemini ortaya koymaktadır. Yüce Allah da, bir çok ayette Kur'an-ı Kerim'in hak ile batılı, aydınlıkla karanlığı birbirinden ayıran bir kitap olduğunu belirtmiştir.
    Kardeşi kardeşe düşman yaptığı iddiasına gelince: Hiç kimse Seyyid Kutub'un eserlerinde Müslümanların birbirine girmelerini, savaşmalarını isteyen bir satır bile gösteremez. Aksine O Müslümanların kardeş olduklarını özellikle vurgulayarak onları birliğe çağırıcı pek çok yazı yazmıştır. Hucurat suresindeki: "Mü'minler ancak kardeştirler." (Hucurat, 49/10) ayetinin Fi Zilali'l-Kur'an'daki tefsirine bakılması onun bu konudaki tavrının anlaşılması açısından yeterlidir. Yukarıdaki iddianın sahipleri belki Seyyid Kutub'un neden mü'min ile kafirin kardeşçe yaşamalarının mümkün olamayacağını dile getirmesinden rahatsız olmuşlardır. Oysa bu konuda hükmü bizzat İslam koymakta ve imandan doğan kardeşliğin dışındaki kardeşliklerin sevgi ve velayeti zorunlu kılmadığını bildirmektedir. Asrı Saadet'te de yerine göre aynı ana - babadan doğma kardeşlerden biri İslam saflarında diğeri küfür saflarında birbirleriyle çarpışabiliyordu.
    Yukarıdaki iddiayı Türkiye'de yaymaya çalışanların aynı zamanda Seyyid Kutub'u bid'atçılıkla, mezhepsizlikle, cahillikle suçladıklarını görürüz. Bu konuda "İslam Ahlakı" adlı kitaplarında şöyle diyorlar: "Mısırlı Hasan el-Benna ve bunun yetiştirmelerinden Seyyid Kutub gibi mezhebsiz, cahil din adamları, (cihad, zulm edenlere ve zalimlere karşıdır) ayet-i kerimesini ileri sürerek hükümete isyan ettiler. Hasan 1949, Seyyid Kutub da 1966 isyanında idam edildi. Aldattıkları binlerce genç de, zindanlarda senelerce işkence çektikten sonra öldürüldüler. İhvanı Müslimin yani Müslüman Kardeşler denilen bu gençler, 1982'de Suriye'deki zalim Es'ad hükümetine isyan ederek, Hama şehrinin yakılıp yıkılmasına ve onbinlerce Müslümanın feci şekilde öldürülmesine sebep oldular. Halbuki, zalim hatta kafir hükümetlere karşı isyan etmeyi, fitne çıkarmayı, dinimiz yasak etmektedir..." (8)
    Burada yazılanlar ve ortaya atılan iddialar sahiplerinin cehaletini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Başka hiçbir delile ihtiyaç duymadan yukarıda yazılanlara bakarak bunları yazanların ne derece cahil ve İslam bilgisinden uzak olduklarını tespit etmemiz mümkündür. Bu iddialar aslında cevaplandırılmaya değecek iddialar değildir. Ancak şu kadarını söylemeyi zorunlu görüyoruz: Bu iddiaların mantığına göre, Bilal, Ammar, Yasir, Sümeyye ve daha pek çok sahabi (Allah hepsinden razı olsun) Müslüman olduklarını söylemekle suç işlemişlerdir. Demek ki, suç onlara işkence yapanlarda değil, bizzat kendilerindeymiş?
    Seyyid Kutub'un mezhepsiz olduğu iftirasına gelince: Aslında bu iftirayı da pek üzerinde durulmaya değer ciddi bir iddia olarak görmüyoruz. Bu iddiaya cevap olarak sadece şunu söylemekle yetiniyoruz: Seyyid Kutub, şehadetine kadar Müslüman Kardeşler'e bağlılığını korumuş, bu cemaatin bir ferdi olarak idam sehpasına gitmiştir. Onun bey'at ettiği, kabul ettiğine, inandığına dair söz verdiği ilkelerden birisi de şudur: "Fer'i hükümlerin delillerini değerlendirebilecek kadar içtihat derecesine ulaşmayan her Müslümanın, bir müçtehit imama uyması gerekir...." (9) Ayrıca Fi Zilali'l-Kuran'da yer yer fıkıh içerikli ayetlerin tefsirinde: "Bunun tartışma yeri fıkıh kitaplarıdır" diyerek fıkıh kitaplarına olan itimadını belirtmektedir.
    Bid'atçı olduğu iftirasına gelince: Bu konuda da, Müslüman Kardeşler'in şu prensibini hatırlatmakla yetiniyoruz: "İslam dininde aslı olmayan ve insanların heveslerine uyarak hoş gördükleri her bid'at sapıklıktır. İster dinde olmayan bir şeyi ona ilave etmek, isterse onda olan bir şeyi terk etmek şeklinde meydana gelsin, bunlarla savaşmak ve en münasip vasıtalarla ortadan kaldırmak gerekir. Fakat bid'atı ortadan kaldırayım derken daha kötüsüne yol açmamak gerekir." (10)
    Üstad Seyyid Kutub kendisi de çalışmalarında bid'atlara karşı açıkça tavır koymuş ve Müslümanlar arasında yaygınlık kazanan bid'atların temizlenmesi için yoğun çaba sarf etmiştir. Fakat kendileri boğazlarına kadar bid'atların ve hurafelerin içine batmış olanlar kendi yaptıklarını doğru sandıklarından başkalarının Kur'an ve sünnetin aydınlığında ortaya koydukları gerçekleri bid'at sanmaktadırlar.
    Bazıları Seyyid Kutub'un tefsirini ilmi dayanaklara göre değil tamamen fikir yürütmek suretiyle yazdığını ileri sürüyorlar. Oysa Fi Zilal'i okuyanlar onda geçmişte yazılmış tefsirlerin hemen hemen tamamının incelenip birtakım özetlemeler yapıldığını ve günümüz insanının bilmesi gereken neticeler çıkarıldığını, bir ayetin tefsiriyle ilgili herhangi bir açıklama reddedilirken ilmi delillerinin de sıralandığını göreceklerdir. Seyyid Kutub'un tefsir yapacak kadar şeriat ilimlerini bilmediği iddiası da doğru değildir. Çünkü o medrese geleneğine sahip bir aileden geliyordu ve yedi yaşından itibaren şeriat ilimlerini öğrenmeye başlamıştı. On yaşına geldiğinde hafız olmuştu. Hayatının sonraki döneminde de şeriat ilimleriyle irtibatı kesilmemiş bu ilimleri tetkik etmeye şehit edildiği tarihe kadar devam etmiştir. O hem şer'i ilimleri, hem de Batı'nın felsefe ve anlayışını bildiğinden tefsirinde günümüz insanını etkileyebilecek önemli tespitler yapmayı başarabilmiştir. Çünkü bilindiği üzere günümüz insanı sadece İslami kaynaklarca değil Batı kaynakları tarafından da beslenmektedir. Dolayısıyla bir insana hitap ederken onun etkilendiği kaynakları bilmenin ve zihnindeki soruları ona göre cevaplandırmanın büyük yararları olmaktadır.

    SeyyidKutub.com
    Kısmi Kaynak: Vahdet.com.tr

  9. #19
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    13
    Tecrübe Puanı
    10
    Evet arkadaşlar sizinde sitenizde yayınladığınız 'İhvanın gerçek yüzü', 'seyyid Kutub'un gerçek yüzü' isimli yazılara ve beni bilgisizlikle hiçbir dayanağa dayanmamakla suçlayan kardeşlere birer cevaptır.Bunlar benim yorumlarım değil.Bizzat ehil kişilerin Kutub ve çevrsi hakkındaki gerçekleri gösterdikleri belgeler.Allahın izniyle birkaç belge daha göndereceğim.Rabbim gerçekleri bizleri göstermeyi bizlere nasip etsin.

  10. #20
    Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    51
    Tecrübe Puanı
    10
    Alıntı bejarm Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ""Bir insan müslümanım demekle müslümn olamaz.Tıpkı karakış da sokak ortasında kalan bi insan donmasına rağmen,yorgan yorgan yada sıcak sıcak demeyle ısınamayacağı gibi bi insanda müslümanım demekle müslüman olamaz'' ne güzel dime.Bilmek ve uygulamak gerek. Evet kardeşler ehlibeyt takipçisinin bu şekilde insanları kafir ilan etmesi çook garip.Halbuki RASULULLAH bu durumda böyle mi yapardı ki 'mülümanım diyene kafir demeyin .Sizleri düşünmeye davet ediyorum.....
    YAZDIKLARINI ÖNCE KENDIN OKU VE BEN SENI DÜSÜNMEYE DAVET EDIYORUM :KENDIN YUKARIDA KISININ MÜSLÜMANIN DEMEKLE MÜSLÜMAN OLUNMAZ DIYORSUN " IKI SATIR ASAGIDA MÜSLÜMANIM DIYENE KAFIR DEMEYIN SÖZÜYLE KENDI SÖYLEDIGINI ERITIYORSUN :BÖYLELIKLE KIMLERDEN ILIM ÖGRENDIGINI KANITLIYORSUN;ALLAH ISLAH ETSIN SANA DOGRU ILIM NASIP ETSIN:

 

 

Benzer Konular

  1. Hayrettin Karamanın Dine aykırı olan bir şiiri (önemle uyarılması gereken bir husus)
    Konu Sahibi selam Forum Dini Sitelerdeki Hatalı Bölümler
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 09-24-2008, 02:40
  2. Cevap: 0
    Son Mesaj : 12-17-2007, 12:35
  3. Peygamberler Hakkinda Bİlİnmesİ Gereken Önemlİ Konular
    Konu Sahibi MEDİNE Forum Dini Konular
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 10-12-2007, 16:33
  4. en çok endişelenmemiz gereken şey!!!!!!!!
    Konu Sahibi MEDİNE Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08-20-2007, 05:53

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı çık

SEO by vBSEO 3.6.0