Dinimİslam.com

Portal Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Dinimİslam.com > Ehl-i Sunnet Vel Cemâât İnancı > Ehl-i Sunnet Vel Cemâât İnancı
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Attention Visitor:
You may have to register before you can post: click the register link above to proceed. To start viewing messages, select the forum that you want to visit from the selection below.


Tags: , ,

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-07-2009   #1
admin
Administrator
 
admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 318

Level: 16 [♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 0 / 391
** **** **
Güç: 106 / 4870
** **** **
Tecrübe: 67%
** **** **

Tecrübe Puanı: 10 admin isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Hak Olan İnanç

HAK OLAN AKİDE


Allâh-u Teâlâ “’Âli-'İmrân” sûresinin 102. âyetinde şöyle buyuruyor:

يا أيهُّا الذِينَ آمنوُااتقوُا الله حَقَّ تُقَاتِهِ وَلا تَمُوتُنَّ إِلاّ وَ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ﴿

Allâh-u Teâlâ bu âyette, müminlere Kendisinden korkmalarını ve müslüman olarak ölmelerini emrediyor.

İslâm Dini: İslâm dini her zaman uygun ve hak olan dindir ki , selim olan akıllar onu batıl dinlerden ayırır. Bununla birlikte her zamana münasip (uygun) olan dindir. İlk Peygamber Âdem’den son Peygamber Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’e kadar gelen bütün Peygamberlerin dinidir. O Peygamberler öyle Peygamberlerdir ki, Allâh onları insanların iyiliği, hayrı ve hidayeti için ömürlerinin sonuna kadar bu dine sarılarak Allâh’ın takvasına ve irşadına (Doğru yolu göstermesine) davet için göndermiştir.
Takva: Allâh’ın takvası, farzları eda edip haramlardan sakınmakla olur. Her kim öyle yaparsa takva sahibi olur. Farzların birincisi Allâh-u Teâlâ’yı ve Resulü Muhammad’i tanımak ve tasdik etmekle olur.

Kelime-i Şahadeti Söylemek: İslâm dinine girmek isteyen bir kâfir Kelime-i Şehadeti söylemezse müslüman olmaz. Müslüman kişinin namazının sahih olması için her namazda Kelime-i Şehadeti söylemesi farzdır. Kelime-i Şehadet; Allâh’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allâh’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmektir.
Kelime-i Şehadetin Manası:Allâh’tan başka ilâh yoktur”; birinci şehadetin manası, dilimle itiraf ve kalbimle itikad ederim ki Allâh’tan başka ibadete müstahak hiç kimse yoktur. ”Muhammed Allâh’ın Resulüdür”; İkinci şehadetin manası; dilimle itiraf ve kalbimle itikad ederim ki, Abdullâh’ın oğlu Muhammed, Allâh tarafından tüm insanlara ve cinlere gönderilmiş olup şeriatına inanmaları için tebliğ ettiği her şeyde sadıktır.
Kelime-i Şehadetten Maksat : Allâh’tan başka ilâh edilen bütün şeyleri reddedip ilâhlığın ancak Allâh’a has olduğuna ve bununla birlikte Peygamberimizin risaletine iman etmektir. Allâh-u Teâlâ “El-Feth” sûresinin 13. âyetinde şöyle buyuruyor:

وَ مَنْ لَمْ يَؤْمِنْ بِاللهِ وَ رَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا﴿

Allâh-u Teâlâ bu âyette, her kim (kâfirler) Allâh’a ve Resulün’e iman etmezse muhakkak ki, onlar için Cehennem’i hazırladığını bildiriyor.

9
İkinci Ders:

İSLÂM




Allâh-u Teâlâ “Âli-İmrân” sûresinin 19. âyetinde şöyle buyuruyor:

إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الإِ سْلامُ﴿

Anlamı: ”Allâh nezdinde hak din İslâm'dir.”

Allâh-u Teâlâ aynı sûrenin 85. âyetinde şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الخاَسِرِينَ﴿

Anlamı: ” Her kim İslâm dininden başka bir din edinirse ondan kabul edilmez ve o Ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.”

İslâm dini, Allâh’ın kullarına razı olduğu ve ona tâbi olmayı emrettiği dindir. Yani Peygamber efendimizin getirdiği emirleri kabul edip şehadeti söylemektir. İslâm dini bütün Peygamberlerin dinidir. İlk Nebiy ve Resul olan insanların babası Âdem’den son Peygamber Muhammed’e kadar hepsi müslümandırlar. Onlara uyanlar da müslümandır. Her kim Mûsâ aleyhisselem’e uyarsa müslüman Müsaviy ve her kim İsâ aleyhisselem’e uyarsa müslüman İseviy’dir. Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’e tâbi olanlara da müslüman Muhammedi denmesi de caizdir.

İslâm Daveti

Peygamberlerin hepsi, bir olan Allâh’a ibadet etmeye davet edip ve ona ortak koşmamayı emretmişlerdir.

Allâh-u Teâlâ ”En-Nisê’ ” sûresinin 48. âyetinde şöyle buyuruyor:

إِنَّ الله َلا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَ يَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ﴿

Anlamı:”Allâh, kendisine şirk koşanları (şirk işlemiş olup, bu halde ölenleri) asla affetmez. Şirkten başka dilediğini affeder”.

10




Önceleri bütün insanlar İslâm dini üzerineydiler. Allâh-u Teâlâ’ya karşı şirk ve küfür İdrîs Peygamberden sonra başladı. İdrîs Peygamberden bin sene sonra Allâh-u Teâlâ İslâm dinine davet etmesi için Nûh aleyhisselemı gönderdi. Nûh aleyisselem kâfirlere gönderilen ilk Peygamberdir. Allâh-u Teâlâ bütün Peygamberlere ümmetlerini şirkten sakındırmalarını emretti.

Daha sonra Allâh-u Teâlâ, Peygamberleri gönderdi. İslâm daveti yeryüzünde tamamen unutulduğu bir zamanda, Allâh-u Teâlâ mucizeler ile destekleyerek Peygamber Efendimizi gönderdi .

imam Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz İslâm hakkında sorulduğunda cevaben şöyle buyurdu: ”İslâm; Allâh’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, Ramadan orucunu tutman ve gücün yeterse hacca gitmendir .“

Yine iman hakkında sorulduğunda cevaben şöyle buyurdu: ” İman; Allâh’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret Gününe ve Kaderin Hayrına ve Şerrine iman etmektir”.








11
Üçüncü Ders:



MÜKELLEF KİMDİR


İslâm’a göre mükellef ; baliğ, akıllı ve İslâm davetini duyan kişidir. Bulûğ (ergenlik çağı ) ; hicri 15 yaşını doldurmak ve başkasıyla olur. Akıllı ise; deli olmayıp aklı başında olandır.

İslâm davetini duymak şarttır; yani bir insan ergenlik çağına gelmiş ve akıllı ise İslâm davetinin aslı kendisine ulaşmasıyla mükellef olur (davetin aslı kelime-i şehadettir ). Herkime İslâm daveti ulaşmış ise mükellef olduğundan İslâm’a girip şeriata göre amel yapması, farzların tümünü eda edip, haramların tümünden sakınması farzdır. Bundan anlaşılan henüz ergenlik çağına varmayan küçük çocuk, deli olan, delilik üzerine bulunduğu müddetçe ve ergenlik çağına varıp İslâm daveti kendisine ulaşmamışsa bunlar üzerinde Ahirette mesuliyet yoktur. Allâh-u Teâlâ “ El- İsrâ’ ” sûresinin 15. âyetinde şöyle buyuruyor:

وما كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً﴿

Allâh-u Teâlâ, Peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyeceğini bildiriyor.

İmam Ebu Davut’un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثٍ: عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِل
Anlamı: ” Kalem üç kısım üzerinden kaldırılmıştır;
1-Çocuk ergenlik çağına varıncaya kadar
2- Uyuyan uyanıncaya kadar,
3-Deli olan delilikten şifa buluncaya kadar.”




12

Dördüncü Ders:



ALLÂH-U TEÂLÂ BU ÂLEMİN YARATICISIDIR


Allâh-u Teâlâ “İbrâhim” sûresinin 10. âyetinde şöyle buyuruyor:

أَفِى اللَّهِ شَكٌّ﴿

Anlamı: “Allâh'ın varlığından şüphe yoktur.”
Allâh-u Teâlâ “İbrahim" Sûresinin 10. Âyetinde şöyle buyuruyor: onun varlığında şüphe
Mükellef olana farz olan ilk şey; Allâh-u Teâlâ’yı tanımaktır, Allâh bütün varlıkları yaratandır, kainatı idare edendir. Eğer bizler aklı selim bir şekilde düşünüp tefekkür edersek biliriz ki bu kâinatı yaratan bir ilâh var olduğunu biliriz.


Allâh-u Teâlâ’nın Var Olduğuna Dair Aklen Delil

Selim bir akılla, her yazının bir yazıcısı, her vuruşun bir vurucusu ve her binanın bir mimarı olduğunu idrak ederiz . Demek ki bu âlemi içinde bulunan yaratıkları yoktan var eden, hayat ve irade ile vasıflanmış, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan bir yaratıcı vardır. O, öyle bir yaratıcıdır ki, yarattıklarından hiçbirine benzemez, yaratıkların hiç biri de ona benzemez. Çünkü akla göre hiçbir fiilin failsiz meydana gelmesi mümkün değildir. O zaman tabiatın kendisinin yaratıcı olması mümkün değildir. Çünkü iradesi yoktur. Nasıl yaratacak ? Herhangi bir şeyin kendi kendini yaratması da mümkün değildir. Aynı şekilde bir şeyin kendisi gibi birini yani benzerini yaratması imkânsızdır. Örneğin; çocuk küçük olarak doğar, konuşamaz ve yürüyemez .Bir zaman sonra konuşmaya ve yavaş yavaş yürümeye başlar. Daha sonra büyür, genç olur, orta yaşa gelir, ihtiyarlar ve ölür. İşte onu bir halden bir hale getirip değiştiren sonradan da öldüren Allâh-u Teâlâ’dır.
13



Allâh’ı İnkâr Eden Adamın Kıssası

Allâh’ı inkâr eden adamın biri halifeye gelerek şöyle dedi: ” Bu zamanın âlimleri, bu kainatın bir yaratıcısı olduğunu söylüyorlar. Ben de onlara bu kâinatın yaratıcısı olmadığını ispat etmeye hazırım.” Halife büyük bir âlime haber gönderip bu inkârcı adamla insanların önünde mücadele etmesini söyledi. Mücadele vakti gelince âlim bilerek ve kasıtlı biraz geciktikten sonra geldi. Orada âlimler ve büyük insanlar da toplanmıştı. İnkârcı, âlime “niçin geciktin” dedi. Âlim ” Bende çok acayip bir iş oldu. Evim Dicle Nehri’nin karşı yakasındadır. Nehri geçip tam geleceğim sırada eski bir gemi gördüm. Parçaları dağılıp kırıldıktan sonra yeniden parçaları birleşip kendiliğinden ustası, marangozu olmadan çakıldı. Yepyeni sağlam bir gemi oldu. Ben de o gemiye binip buraya geldim. Ondan geciktim” dedi. İnkarcı: “Ey insanlar! Âliminizin söylediğine bakın, bundan daha yalan bir söz duydunuz mu? Gemi ustası, marangozu olmadan kendi kendine olur mu? Bu apaçık bir yalandır” dedi. Âlim adama şöyle cevap verdi: “Ey kâfir! Bir geminin ustasız ve marangozsuz olacağına akıl erdiremiyorsun da nasıl bu âlemin yaratıcısız meydana geldiğini söylüyorsun.” Adam sustu , delil aleyhine oldu. Halife de onun bozuk ve kötü itikadından dolayı onu cezalandırdı.









14
Beşinci Ders:

ALLÂH’I TEVHİD ETMEK


Allâh-u Teâlâ “ Eş-Şûrâ ” sûresinin 11. âyetinde şöyle buyuruyor:

لَيسَ كَمِثْلِهِ شَىءٌ﴿

Anlamı: “Allâh hiçbir şeye benzemez.”

Yahudiler, Peygamber efendimize gelerek “Ey Muhammed! Kendisine ibadet ettiğin Rabbini bize vasfet, bildir.” dediklerinde “El-İhlâs” sûresi indi. Peygamber efendimiz bu sûreyi okuyup onlara “Bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbimin sıfatı budur” demiştir. Yahudilerin Peygamberimize bu suali, inat ve alay etmek maksadıyladır. Allâh hakkında bilgi sahibi olmak için değildir. Bu da Allâh-u Teâlâ’nın sıfatları olduğuna delalet eder. Allâh mahlûkatlara benzemediği gibi sıfatları da mahlûkatların sıfatlarına benzemez. Hakkında yakışan bütün kâmil sıfatlarla vasıflanmış olup hakkında yakışmayan bütün noksan sıfatlardan da münezzehtir.
Allâh-u Teâlâ “En-Nahl” Sûresinin 60. âyetinde şöyle buyuruyor:

وَللَّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَى﴿

Anlamı: ”En yüce sıfatlar Allâh’a aittir”

Yani Allâh’ın sıfatları hiç kimsenin sıfatına benzemez. Allâh’tan başka her şey mahlûktur. Yani bu âlemin cümlesi mahlûktur. Ama yalnızca Allâh ezelidir, başlangıcı yoktur. Sıfatları da ezelidir, başlangıçları yoktur. Başkalarının sıfatları sonradan yaratılmış olup bir hâlden bir hâle geçer ama Allâh-u Teâlâ ve sıfatları bir hâlden bir hâle geçmez ve hiçbir değişime uğramaz. Allâh başkalarını değiştirir fakat kendi değişmez.





15




Tevhid ilmi ile alâkalı olan bu konuyu iyice anlamak için bu tabloya bakınız
Allâh ezelidir başlangıcı yoktur

Bütün mahlûkatları yaratan Allâh’tır

ve hepsinin başlangıçları vardır.

Allâh ebedidir sonu yoktur

Akla göre bütün mahlûkatların fani
olması caizdir.
Allâh’ın sıfatları ezelidir, başlangıcı yoktur. Allâh’ın sıfatları ebedidir, fani olmaz.
Mahlûkatların sıfatları yaratılmıştır.
Başlangıcı ve sonu vardır ve fani
olmaları caizdir.

Allâh’ın sıfatları değişmez. Bir hâlden bir hâle geçmez, yok olmaz ve eksilmez.
Mahlûkatların sıfatları değişir, bir
hâlden bir hâle geçer, eksilir yok
olur. Çünkü Allâh yaratmıştır.
Bütün âlemi ve içindekileri zararı, faydayı, kulların fiillerini yaratan ve rızıklarını veren Allâh’tır.
Mahlûkatlar zararı, faydayı veya fiilleri yaratamaz. Her kim bir elma koparırsa aynı yerine katamaz.
Allâh birdir, şeriki yoktur. Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birdir.
Mahlûkatların şekilleri ve renkleri çoktur ve muhteliftir. Hatta aynı ağaçtaki meyvelerin tatlısı ve ekşisi vardır.
Allâh cisim değildir. Hacmi ve mekânı yoktur.
Mahlûkatların hacmi ve barınacakları mekânları vardır.
Allâh-u Teâlâ ‘nın mahlûkatlara ihtiyacı yoktur.
Mahlûkatların yaratıcıya yani Allâh’a ihtiyaçları vardır.
Allâh’tan başka ibadete müstahak (layık) hiç kimse yoktur.
Mahlûkatlar ibadete müstahak (layık) değildirler. Çünkü onlar acizdirler. Allâh’a muhtaçtırlar.


16
Altıncı Ders:

ALLÂH’IN SIFATLARI


Âlimler Allâh’ın 13 sıfatının her mükellefin bilmesinin farz olduğunu söylediler.

Bu sıfatlar ve anlamları aşağıdaki gibidir:

1- El- Vucûd: Allâh’ın varlığında şüphe olmadığına iman etmek farzdır. O zamansız ve
mekânsız mevcuttur.

2- El-Vahdeniyyeh: Allâh birdir. Ortağı yoktur. Zatında, sıfatında ve fiilinde birdir.

3- El-Kidem: Allâh ezelidir. Varlığının başlangıcı yoktur. Bütün mahlûkatlardan önce
mevcuttu.
4-El-Bekâ’: Allâh ebedidir. Varlığının sonu yoktur. Fani olmaz ve yok olmaz.

5- El-Kıyêmu Binnefs: Allâh mahlûkatlardan hiçbirine muhtaç değildir. Ama bütün
mahlûkatlar O’na muhtaçtır.
6- El-Kudrah: Allâh her şeye kâdirdir.

7- El-İrâdeh: Yani dilemek:Bu âlemde hasıl olan her şey Allâh’ın dilemesi ile olur.

8- El- Îlm: Her şey hasıl olmadan Allâh onun olacağını bilir.

9- Es-Sema': Allâh her şeyi kulak, âlet ve cihaz olmaksızın duyar.

10- El-Bašar: Allâh bütün şeyleri göz ve âlet olmaksızın görür.

11- El-Hayât: Allâh hayat ile vasıflıdır. Allâh’ın hayatı ruh, kalp, et olmaksızındır. O’nun
hayatı bizim hayatımıza benzemez.
12- El-Kelâm: Allâh-u Teâlâ dil ve dudak olmaksızın tekellüm eder. O’nun kelâmı
Arapça veya İngilizce değildir. O’nun kelâmı insanların kelâmına benzemez.
13- El-Muĥalefetu Lilhavâdis: Allâh-u Teâlâ mahlukatların hiçbirine benzemez.




17

Yedinci Ders:
KÂİNATIN BAŞLANGICI OLAN SU
YARATILMIŞLARIN İLKİDİR
İmam Buhâri’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ilk yaratılan şeyin ne olduğu sorulunca (yani bu kâinat nasıl başladı) onlara cevaben şöyle dedi : “Allâh ezelde mevcut iken hiçbir şey yoktu. Arş’ı suyun üzerinde yarattı ve Levhi-l Mahfuz’a her şeyi yazdırdı sonra gökleri ve yerleri yarattı.”

Peygamberimiz onlara Allâh’ın başlangıcının olmadığını, yani O’ndan başka hiçbir şeyin ezelî olmadığını bildirmiştir. Başka bir ibâreyle; ezelde Allâh’tan başka hiçbir şey yoktu. Allâh-u Teâlâ her şeyi yarattı. Yani bütün mahlûkatları yoktan var etti. Allâh bütün mahlûkatları bir defada yaratmamıştır. İsteseydi bir defada yaratabilirdi. Fakat yerleri ve gökleri, içinde bulunan nehirleri, dağları ve vadileri altı günde yarattı. Bunun hikmeti ise yapacağımız şeyleri yavaş ve dikkatlice yapmamızı öğretmektir.

Su Yaratılanların İlkidir

İmam İbnu Hibben’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

إِنَّ الله ََتَعَالىَ خَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ مِنَ الْمَاءِ﴿
Anlamı: ”Allâh-u Teâlâ her şeyi sudan yarattı.”
Yani Allâh nuru, karanlığı, yerleri, gökleri, Arş-ı ve Levhi-l Mahfuz’u yaratmadan önce suyu yarattı ve suyu diğer mahlûkatların aslı kıldı. Sudan sonra Arş’ı, sonra Kalem-i Alâ’yı, sonra Levh-i Mahfuz’u bunlardan sonra diğer şeyleri, yani yerleri, gökleri, hayvanları, dağları, ağaçları, nehirleri ve en son Âdem aleyhisselâmı yarattı.

Arş; Cennet’in tavanı olup hacim bakımından en büyük mahlûktur. Direkleri vardır.

İmam İbnu Hibben’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
مَا السَّمَوَاتُ السَّبْعُ فِي جَنْبِ الكُرْسِيِّ إِ لاّ كَحَلَقَةٍ فِي أَرْضِ فَلاةٍ وَفَضْلُ الْعَرْشِ عَلىَ الْكُرْسِيِّ كَفَضْلِ الْفَلاةِ عَلىَ الْحَلَقَةِ
Anlamı: "Yedi gök hacim yönünden kürsüye göre çölde bırakılan bir halka gibidir. Arş’ın kürsüye göre büyüklüğü halkanın çöle göre büyülüğü gibidir."

18


Yani bu da dört tane geniş ve kuvvetli meleklerin taşımış oldukları muazzam Arşın ne kadar büyük olduğu anlamındadır. Bu meleklerin her birinin kulak memesi ile omuzu arasındaki mesafe çok hızlı uçan bir kuşun yedi yüz senelik uçuşu mesafesindedir. Yani çok hızlı uçan bir kuş bu meleklerin kulak memesinden omuzlarına varana kadar yedi yüz sene boyunca devamlı uçması gerekir. Fakat kıyamet gününde o Arşı sekiz tane melek taşıyacaktır.

Arşın etrafı melekler ile doludur. Arş, Allâh-u Teâlâ’ya bir mekân değildir. Çünkü Allâh cisim değildir, hiçbir mekâna ihtiyacı yoktur.

İmam Ali -Allâh O’ndan razı olsun- şöyle dedi:
إِنَّ الله َخَلَقَ الْعَرْشَ إِظْهَاراً لِقُدْرَتِهِ وَلَمْ يَتَّخِذْهُ مَكَاناً لِذَاتِهِ
Anlamı: “Allâh, Arşı kudretini göstermek için yaratmıştır. Zatına mekân edinmek için değil.”



























19


Sekizinci Ders:


SU ve ARŞ’TAN SONRA DİĞER MAHLÛKATLARIN

YARATILIŞ SIRASI

Allâh-u Teâlâ suyu ve Arşı yarattıktan sonra Kalemi, sonra Levhi-l Mahfuz’u daha sonra da diğer mahlûkatları yarattı.

Kalem ve Levhi-l Mahfuz: Levhi-l Mahfuz hakkında varit olunduğuna göre, büyük ve beyaz mücevherden olup etrafı kırmızı yakutlardandır. Onun genişliği beş yüz seneliktir.


Allâh-u Teâlâ, Kalemi yaratıp mahlûkatlardan hiç kimse onu tutmaksızın kudreti ile yazmasını emretti. O da Levhi-l Mahfuz’a bu dünyanın sonuna kadar olacak bütün şeyleri yazdı. Levhi-l Mahfuz’da yazılanların dışında ne bir insan doğar ne de gökyüzünden bir damla yağmur yağar. Bundan elli bin sene sonra Allâh, yer ve semâvâtları yarattı.

Yerler: Üzerinde yaşadığımız yer Allâh-u Teâlâ’nın yarattığı yedi kat yerden bir tanesi olup yedi kat yerin en yükseğidir. Her bir kat diğer kattan ayrılmış vaziyettedir. Yedinci katta, yani en alt katta “Siccin” denilen yer vardır. Kâfirlerin vücutları çürüdükten sonra ruhlarının oraya gidecekleri bir yerdir. Kâfirlerin ruhları kıyâmet gününe kadar burada kalır. Yedi kat yerin altında ise bazı günahkâr müslümanların cezalarını çekmek için girecekleri Cehennem ateşi vardır ve bu yerin yaratılışı o altı günün ilk iki günündeydi.


Yedi Semâvât: Allâh yerleri yarattıktan sonra yedi semâvâtı yarattı. Bu semâvâtlar sert cisimler olup Allâh onları direksiz olarak ezelî kudreti ile kaldırmıştır. Her sema diğerinden ayrılmış vaziyettedir. Her sema ile diğeri arasındaki mesafe 500 sene olup her semanın da kendi kapısı vardır. Birinci sema, yeryüzünden çok uzak olduğundan ve insan bunun idrakinden âciz olduğu için bazı batılı ülkeler yıldızların, ayın ve güneşin bulundukları boşluğun bu âlemin cümlesi ve tümü olduğunu ve bu boşluğun sınırsız olup sonu olmadığına itikat ediyorlar. Fakat bu batıl olup doğru değildir. Çünkü Allâh-u Teâlâ ve Peygamberimiz bize doğru olanı bildirmiştir. Yedi semânın üzerinde Cennet vardır.

Yer Ekleri: Allâh-u Teâlâ yedi semâvâtı yarattıktan sonra yer ekleri olan nehirleri, ağaçları, dağları ve diğer şeyleri yarattı.

Âdem aleyhisselâm: Allâh-u Teâlâ altıncı günün sonu olan cuma gününün sonunda Âdem aleyhisselâmı yarattı. Âdem aleyhisselam mahlûkatların sonuncusu ve Peygamberlerin birincisidir (ilkidir). Yeryüzündeki topraktan ve Cennet’teki su karışımından yaratıldı. Âdem aleyhisselâmın sol kaburga kemiğinden de annemiz Havva yaratıldı. Melekler, cinler ve hayvanlar Âdem aletyhisselâmdan önce yaratıldı.
20
Dokuzuncu Ders:

RESULLERE İMAN ETMEK


Allâh-u Teâlâ “Gafir” sûresinin 78.âyetinde şöyle buyuruyor:

وَ لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ﴿
Allâh-u Teâlâ bu âyette, Peygamber Efendimizden önce Resuller gönderdiğini ve onların bir kısmını Peygamberimize bildirdiğini bildiriyor.

İnsan bir öğretici olmadan kıyamette kendini kurtaracak amelleri kendi kendine diğerlerinden ayırtamaz. Kulların kurtuluşa erebilmeleri bir öğretici ve bildiricinin insanların üzerlerine farz olan amelleri öğretmesi ile mümkündür. Bu yüzden Allâh-u Teâlâ onlara ibadetleri ve muameleleri öğretecek insanlardan irşatçı ve öğretici olarak Peygamberleri gönderdi.

Allâh-u Teâlâ Peygamberlere insanları irşada, hidayete davet edip onlara şeriatlarını öğretmelerini ve kâfirleri şiddetli azaptan sakındırıp iman edip itaat edeni de sevap ve ecir ile müjdelemelerini emretti.

Peygamberlere Vacip Olan Sıfatlar ve Onlar Hakkında Caiz ve Caiz Olmayan Şeyler

Peygamberlere Vacip Olan Sıfatlar

1- Sıdık: Sadık olmaları vaciptir. Çünkü yalancı olanın naklettiği habere güvenilmez. Öyle ise insanlara Rabb’inin risâletini tebliğ edip onların kurtuluşuna ve hayrına irşat edenin sadık olması vaciptir.
2- Emanet: Emanetli olmaları vaciptir. Çünkü hâin olan tebliğ görevini yapmada kendisine güvenilmez.
3- Zeka: Bu dinin sahih ve hak olduğunu deliller ile ispat etmek için akıllı ve zekalı olmaları vaciptir. Çünkü aklı ve zekası tam olmayan bunu ispat edemez.
4- İffet: İffetli yani namuslu olmaları vaciptir. Namussuzluktan, rezaletten ve korkaklıktan münezzehtirler.
5- İsmet: Küfürden, büyük günahlardan ve kıymet düşüren küçük günahlardan, bir üzüm tanesi çalmak gibi bu tür şeylerden münezzehtirler.
6- Tebliğ: Emredildikleri şeyleri tebliğ etmeleri vaciptir.







21
Peygamberlere Caiz Olmayan Sıfatlar

1- Yalan.
2- Hıyanet.
3- Geri zekalılık.
4- Namussuzluk (rezalet, küçük düşme).
5- Küfür, büyük günah ve kıymet düşüren küçük günahlar.
6- Tebliğ etme ile görevli oldukları şeylerin bir kısmını saklamak veya tebliğ etmemek.
7- Delilik
8- Tiksindirici hastalıklar, vücuttan kurt çıkması ve baras hastalığı gibi.

Baras hastalığı; deride oluşan beyaz lekelerdir.

Haklarında Caiz Olan Şeyler

Yeme, içme, uyuma, tiksindirmeyen hastalık, bayılmaları, ölüm ve hayatta iken geçici olarak kör olmaları.


Nebiy ve Resulün Arasındaki Fark

Biliniz ki Nebiy ve Resul vahiyle müşterektir. Hepside insanlara şeriatları tebliğ etmeleri için vahyolunmuştur. Resul yeni bir şeriat ile gelen, Nebiy ise ondan bir önceki Resulün şeriatına tâbi olması emredilendir. Bu yüzden âlimler “her Resul, Nebiydir ama her Nebiy ,Resul değildir ” dediler. Resul, melek de olabilir beşer de olabilir. Ama Nebiy sadece beşerden olur. Peygamberlerin sayısı 124000’dir. Resullerin sayısı 313’tür. Kur’an-ı Kerîm’de 25 Peygamberin adı geçmiştir. Onların isimleri şöyledir:

1- Âdem 6- İdrîs 11- Nûh 16- Hûd 21- Sâlih
2- İbrâhîm 7- İsmâîl 12- İshâk 17- Yakûb 22- Lût
3- Yûsuf 8- Eyyûb 13- Şuayb 18- Mûsâ 23- Hârûn
4- Zulkifl 9- Davûd 14- Süleymân 19- İlyâs 24- İlyesea
5- Yûnus 10- Zekeriyâ 15- Yahyâ 20- İsâ 25- Muhammed.
Allâh’ın salâtı ve selâmı hepsinin üzerine olsun.







22
Onuncu Ders:
MUCİZE ve KERAMET

Mucize: Mucize olağanüstü bir durum olup Peygamberliği iddia edenin iddiasını tasdik edip davetinin hak olduğunu bildiren ve başka insanların aynısını yapamadığı olaylardır. Olağanüstü olmayan durumlar mucize değildir. Uçakların uçması gibi. Aynı şekilde Peygamberlik iddiası olmayıp Peygamberlere tâbi olan evliyalarda da benzeri olaylar hasıl olur. Ama buna mucize değil keramet denir. Mucizenin aynısını başka biri yapamaz. Ama bir sihirbazın yaptığını başka bir sihirbaz yapabilir. Ama mucizenin aynısını asla kimse yapamaz.

Mucize iki kısımdır:

1-İnsanlar istedikten sonra Peygamberlerden hasıl olan mucizedir. Örneğin, Sâlih Peygamberlerin kayadan çıkan devesi ki, kavmi O’ndan bunu istedikleri için, O da bir kayadan bir deve ve yavrusunu onlara çıkardı.
2-İnsanlar istemeden Peygamberlerden hasıl olan mucizedir. Örneğin, Peygamber Efendimize hasıl olan mucize ki, o da ağacın Peygamberimiz için ağlamasıdır.

İmam Buhârî’nin rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz camide bulunan ağaca yaslanarak Cuma hutbesini okuyordu. Ensar’dan biri “Ey Allâh’ın Resulü! Sana bir minber yapalım mı?” dedi. ”İsterseniz” diye cevap verdi. Cuma günü olduğunda yapılan minbere çıktı. Daha önce yaslandığı ağaç, çocuk gibi ağlama sesi çıkarmaya başladı. Peygamberimiz minberden inerek onu kucaklayıp sardı o da sustu.
İmam Ali’nin oğlu Hasan bu mucizeyi anlattığı zaman şöyle derdi: “Ey Müslümanlar! Tahta olan ağaç Peygamberimize hasret kalıp onu özledi. Siz daha fazla hasret kalıp O’nu özlemelisiniz.

Keramet: Keramet de olağanüstü bir durum olup Allâh’a itaat eden dürüst mümin kişilere, yani evliya olanlara hasıl olan olaylardır. Bundan dolayı keramet büyüden ve sihirden ayrılır. İsâ aleyhisselâmın annesi Meryem’e hasıl olan keramet gibi. Zekeriyyâ Peygamber, Meryem’in yanına gittiği zaman (Zekeriyyâ, Meryem’in eniştesidir) yanında kışın yaz meyvesi, yazın kış meyvesi bulunduğunu görürdü.

Allâh-u Teâlâ “Âli İmrân” sûresi’nin 37. âyetinde şöyle buyuruyor:
كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ أَ نَّى لَكِ هَذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ الله﴿
Anlamı: “Zekeriyyâ O’nun (Meryem) yanına mihraba her girişinde orada bir rızk bulur ve “Ey Meryem! Bu sana nereden geldi ” der. O da “Allâh’tandır.” derdi.

23


On Birinci Ders:

PEYGAMBERİMİZİN BİLDİRDİKLERİNE İMAN ETMEK(1)
(Kabir Azabı, Kabir Nimeti, Münker ve Nekir’in Soruları)

Allâh-u Teâlâ “En-Necm” sûresinin 3. ve 4. âyetlerinde Peygamber Efendimizi kastederek şöyle buyuruyor:
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى﴿
Anlamı : ” O, kendi görüşüyle değil, ancak O’na vahyedilen şeyleri konuşur.”

Allâh-u Teâlâ, Abdullâh’ın oğlu olan Muhammed’i, yani Peygamber efendimizi hak din ile gönderdi ve Ona insanlara tebliğ etmesini emretti. Peygamber Efendimiz bütün sıdık ve emanetle, bu risâleti tebliğ etti. Peygamberimizin haber verdiği her şey, ister helal ve haram olan hükümler, ister Peygamberlerin hayatları, ister dünya da ve Ahirette, gelecekte hasıl olacak şeylerin hepsinde sadıktır.
Peygamberimizin haber verdiği şeylerden bazıları, kabir azabı, nimetleri ve iki meleğin (Münker ve Nekir’in) sorularıdır.

Kabir azabı: Allâh-u Teâlâ’nın, bütün kâfirlere kabirlerinde azap ettireceğine iman etmek farzdır. Ceza veren yer haşaratlarına onların vücutlarını yemelerini emreder.Yere vücutlarını sıkışmasını emreder. Bununla kabirleri Cehennem çukurlarından bir çukur olur. Ve bundan başka azapları da vardır.
Tövbe etmeden ölen büyük günahları işleyen müslümanlar iki kısımdır:
1- Allâh, kabirlerinde cezalandıracağı müslümanlar.
2- Allâh, kabir azabından affedeceği müslümanlar.

Kabir nimetleri: Allâh’ın, mümin ve taki kulları kabirlerinde nimetlendireceğine iman etmek farzdır. Bu nimetlerden bazıları; kabrin bedir gecesi gibi nurlanması, yetmiş zira uzunluğu ve yetmiş zira genişliği olması, nur ile dolması ve bundan başka nimetlerle nimetlenmeleridir.

Münker ve Nekir’in soruları: Siyah ve mavi renkte olan Münker ve Nekir’in varlıklarına iman etmek farzdır. Ölüye kabrinde Peygamber efendimiz hakkında ne düşündüklerini sorarlar. Mümin “Şahadet ederim ki Allâh’ın kulu ve Resulüdür” der. Kâfir ehlinden olan ise bunu söyleyemez. Ona kulakları arasına balyoz ile vurulur,bu vuruşla dağlara vurulursa dağlar param parça olurlar. Bu iki meleğin soruları hem mümin hem de kâfire olur. Ancak kamil mümin onların korkutucu süratinden korkmaz ve onların sorularından rahatsız olmaz, çünkü Allâh onu güçlendirip kalbini sabit kılar. Peygamberler, şehitler ve buluğa varmadan ölen çocuklar bu sorudan istisnadır.
24
On İkinci Ders:


PEYGAMBERİMİZİN BİLDİRDİKLERİNE İMAN
ETMEK (2)
(AHİRET GÜNÜ, BA’S ve HAŞIR)


Peygamber efendimizin bize bildirdiği ve iman etmemizin farz olduğu şeylerin arasında Ahiret gününü, Ba’s’ı ve Haşır’ da vardır.

Ahiret Günü: Kıyamet günüdür. İnsanların kabirden çıkmaları ile başlayıp Cennet ehlinin Cennet’e, Cehennem ehlinin de Cehennem’e girmelerine kadar devam eder. O günde güneş kulların başına çok yakın olur. İnsanlar çok zor durumda kalırlar, ancak salih müminler bu durumdan emin olurlar. İnsanlar dünyada yaptıkları hayır veya şer olan amellerin hesabını vermek üzere toplanırlar. Amelleri kendilerine arz edilip bir terazide tartılır. Sevaplar, terazinin bir kefesine, günahlar diğer kefesine konur.


Ba’s (Dirilmek) : Bu da çürüyen vücutların yeniden yaratılıp kabirlerden çıkmasına denir. Peygamberler ve şehitlerin vücutları çürümez. Aynı şekilde bazı evliyaların da vücutları çürümez.

Haşır: Dirilmekten sonra olup,insanların amellerinden dolayı hesap vermek için bir yerde toplanmasıdır.

Haşır mekanı değişen yerdedir. Üzerinde yaşadığımız bu yer kıyamet gününde vurulur, dağsız ve vadisiz bir yer olur.

Haşırda insanlar üç kısım olurlar:

1- Giyinmiş: Merkeb (develer)' e binmiş ve karnı tok haşrolanlar. Bunlar muttakilerdir.Yani dünyada iken farzları eda eden ve günahlardan sakınan kimselerdir.
2- Yalın ayak ve çırılçıplak bir şekilde haşrolanlar: Bunlar da büyük günahı olan müslümanlardır.
3-Yüzüstü çekilerek haşrolanlar: Bunlar da kâfirlerdir

Bir rivayete göre, dünyada insanlara karşı kibirlik yapan mütekebbirler kıyamet gününde küçük karıncalar hacminde insan şeklinde haşr olup ceza olarak insanlar üzerine basarlar fakat ölmezler.
25



On Üçüncü Ders:

PEYGAMBERİMİZİN BİLDİRDİĞİNE İMAN ETMEK (3)
(SIRAT, HAVD ve ŞEFAAT)

Peygamber efendimizin bize bildirdiği ve iman etmemizin farz olduğu şeylerden bir kısmı arasında Sırat, Havd ve Şefaat yer almaktadır.

Sırat Köprüsü: Cehennem’in üzerinde uzanan bir köprüdür. İnsanlar üzerinden geçerler. Bir başı değişen yerde diğer başı Cehennem’i geçtikten sonra, Cennet’e yakın bir yerdedir. İnsanlar üzerinden geçmek için gelirler. Kâfirler onun üzerinden geçmezler. Müminlerin geçişi ise iki şekilde olur:

1- Bir kısım mümin sırat köprüsünün üzerine hiç basmadan uçarak geçerler.
2- Diğer kısım ise sırata basarak geçerler. Bazıları Cehennem’e düşerler, bazılarını da Allâh kurtarır.

Havd (havuz): Her Peygamberin bir havuzu vardır. Ümmetinden mümin olanlar o havuzdan içerler. Havuzların en büyüğü Peygamber efendimizin havuzudur. İçine Cennet suyu akar. Bu havuzdan içen kişi bir daha ebediyen susamaz. Fakat Cennet’teki içecekleri telezzüz ve zevk için içerler.

Şefaat: Başkasından başkası için hayrı istemektir. Kıyamet gününde şefaat edecekler arasında Peygamberler, ilmi ile amel eden âlimler ve melekleri sayabiliriz. Bunun yanı sıra, bulûğa varmadan ölen çocuk anne ve babasına, şehit olan ailesinden 70 kişiye şefaat eder. Şefaat, büyük günahı olup ta tövbe etmeden ölen günahkâr müslümanlaradır.

İmam Hakim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
شَفَاعَتِي لأَهْلِ الْكَبَائِر ِمِنْ أُمَّتِي
Anlamı: ” Şefaatim, ümmetimin büyük günahkârlarınadır.”

Allâh-u Teâlâ ”El-Enbiyâ’ ” sûresinin 28. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴿وَلا يَشْفَعُونَ إِلا لِمَنِ ارْتَضَى

Anlamı: “Allâh’ın razı olduklarından başka kimseye şefaat etmezler.”


26


On Dördüncü Ders:
PEYGAMBERİMİZİN BİLDİRDİKLERİNE İMAN ETMEK (4)
(CENNET ve CEHENNEM)
Peygamber Efendimiz bize bildirdiği ve iman etmemizin farz olduğu şeylerden bir kısmı arasında Cennet ve Cehennem de bulunmaktadır.

Cennet: Selamet, nimet ve mutluluk yurdudur. Allâh-u Teâlâ onu müminlere hazırlamıştır. İçinde saf baldan, sütten ve içkiden (dünyadaki aklı götüren, sarhoş eden ve necis olan içki değil) nehirler vardır. Ve bundan başka daimi ve kalıcı nimetler de vardır.
Cennet’teki nimetler ceset ve ruh ile hissedilir. Cennet’te bir birinden yüksek dereceler vardır; en yüksek derece Peygamberlerin derecesidir. Cennet ehli hiçbir zaman üzülmez, dertlenmez, yaşlanmaz ve ölmezler. Orada bir daha çıkmamak üzere ebedi olarak, nimetler içinde sonsuza kadar kalacaklardır.

İmam İbnu Hibben’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz mealen şöyle buyurmaktadır: ” Cennet için kolları sıvayan var mıdır? Cennet nimetleri hiçbir kimsenin aklına gelmez. Kabeh’nin Rabbi’ne and olsun ki, Cennet devamlı aydınlık, yemyeşil, köşkler doludur. Nice nehirler, çeşitli ve taze meyveler, çok güzel hanımları olup çok mücevherler vardır. Orada sevinç ve bolluk içinde ebedi hayat vardır.”

Cehennem: Meşakkat ve azap yurdu olduğuna ve hiçbir zaman fani olmayacağına iman etmek farzdır. Allâh-u Teâlâ onu küfrü seçen ve İslâm’ı kabul etmeyenlere hazırlamıştır. Cehennem ateşi hakiki olarak hissedilir. Onun harareti dünya hararetinden çok şiddetlidir ve soğuğu da dünya soğuğundan çok şiddetlidir. Yaratılmış ve hazırdır. Mekânı yedi yerin altındadır. Kâfirler orada ebedi kalacak ve oradan hiçbir zaman çıkamayacaktır.
Büyük günahı olan asî müslümanlar, yani büyük günahları işleyip tövbe etmeden ölenler iki kısımdır:
1- Bir kısmını, Allâh-u Teâlâ, Peygamberimizin şefaati ile veya başka bir şey ile affedip rahmeti ile azapsız Cennet’e girdirir.
2- Bir kısmını, Allâh-u Teâlâ, Cehennem’de bir süre azaplandırdıktan sonra çıkarır ve daha sonra iman üzerine öldükleri için Cennet’e girdirilir.
Allâh-u Teâlâ ”El-Ahzâp” Sûresinin 64. ve 65. âyetlerinde şöyle buyuruyor:
إِِ نَّ الله َ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَ أَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا لا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلا نَصِيرًا﴿
Anlamı : ” Şu muhakkak ki, Allâh kâfirleri lanetleyip onlara Cehennem’i hazırladı. Orada ebedî olarak kalacaklar, kendilerine ne bir dost ne de yardımcı bulacaklar.”
27

On Beşinci Ders:


KÜFRÜN BÖLÜMLERİ ve KÂFİRLERİN KISIMLARI

Allâh-u Teâlâ “Muhammed” sûresinin 34. âyetinde şöyle buyuruyor:
إِنَّ الذِينَ كَفَرُوا وَ صَدُّوا عَنْ سَبِيل ِ اللهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يَغْفِرَ الله ُ لَهُمْ﴿

Anlamı : "Küfre düşüp insanların Allâh’ın dinine girmelerine mani olanlar, küfürleri üzere ölürlerse Allâh onlara af ve mağfiret etmez."

Nasıl ki karanlık aydınlığın zıttıysa küfür de imanın zıddıdır. Küfür üç kısımdır: Benzetme, yalanlama ve inkâr etme.

Benzetme: Yani Allâh-u Teâlâ’yı mahlûkatlardan herhangi birine benzetmek.

Yalanlamak: Kur’an-ı Kerîm’deki bir şeyi veya Peygamberimizin sabit bir delil ile bildirdiklerini inkâr etmek.Tıpkı ruhların vücuda girip yeniden dirilmesi gibi veya namazın, orucun, zekatın farziyetlerini inkâr etmek gibi.

İnkâr: Allâh’ın varlığını inkâr etmektir. Bu da küfrün en şiddetlisidir.

Kâfirler iki kısımdır: Aslı kâfir olan ve İslâm’dan dönüp mürted olan.

Aslı kâfir: Kâfir bir anne ve babadan dünyaya gelip küfür olan itikatları üzere baliğ olandır.

Mürted: Önceden müslüman biri iken ridde (küfür) çeşitlerinden birine düşüp de mürted olandır.

28

Allâh-u Teâlâ “Et-Tevbeh” sûresinin 65. ve 66. âyetlerinde şöyle buyuruyor:

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللَّهِ وَءَايَاتِهِ وَرَسُولهِِ
كُنْتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ لا تَعْتَذِرُوا قَدْكَفَرْتُمْ بَعْدَإِيمَانِكُمْ
Anlamı: "Allâh Resulü onlara sorsa "Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler. Onlara denilsin ki "Siz Allâh, âyetleri ve onun Resulü ile mi alay ediyordunuz, özür dilemeyin siz imanınızdan sonra kâfir oldunuz.”

İslâm’dan çıkmaya riddet denir. Riddet küfrün en çirkinindendir. Bu yüzden İslâm’ı kesen, yok eden ve iptal eden riddetten uzak kalıp her mükellefin ölünceye dek İslâm’ını (müslümanlığını) muhafaza etmesi farzdır. Allâh bizleri ondan korusun.

Riddenin kısımları: Âlimlerin taksim ettiği gibi ridde üç kısma ayrılır:

İtikâdî küfür, fiilî küfür ve lafzî küfür. Ayrıca bu bölümler de birkaç bölüme ayrılır.

1-İtikâdî Küfür: Allâh-u Teâlâ’nın varlığını inkâr etmek. Allâh’ın aciz, câhil olduğuna, cisim olduğuna, ışık veya ruh olduğuna itikat etmek veya içki içmenin ve hırsızlık yapmanın haram olmadığına itikat etmek, Ramadan orucunu, hac ve zekatın farz kılınmadığına itikat etmek gibi.
2-Fiilî Küfür: Kur’an-ı Kerîm’i, dinî evrakları kasıtlı olarak çöpe atmak, puta, güneşe, herhangi bir mahlûka ibadet niyeti ile secde etmek veya Kur’an âyetlerini idrar veya kan ile yazmak.
3-Sözlü Küfür: Allâh-u Teâlâ’ya, Peygamberlerin birine, meleklerin birine, İslâm’a, Kur’an’a küfretmek veya namaz ve oruç ile istihza (alay) etmek.
İmam Tırmizî’nin rivâyet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz mealen şöyle buyurmaktadır : “Kul öyle bir söz kullanır ki onda bir zarar görmez, fakat bu söz onun Cehennem’e girmesine ve yetmiş yıllık derinliğe inmesine sebep olur.”

Yani yetmiş yıllık mesafedeki Cehennem’in derinliğine, sonu olan tabanına varır. Orası da kâfirlere hastır. Bu hadis küfre düşen kişinin hükmü bilmesi, kalbinin razı olması veya küfür kelimesinin manasına itikat etmesinin şart olmadığına da bir delildir.
İmam Taberi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

أَكْثَرُ خَطَايَا ابْن ِءَادَمَ مِنْ لِسَانِهِ

Anlamı: “Âdemoğlunun günahlarının çoğu dilindendir. ”

Kural
Allâh-u Teâlâ’yı, Kitaplarını, Resullerini, Meleklerini, Şiarlarını (Ezan gibi),
Sembollerini (cami gibi), Ahkâmını, Vadini (Cennet) veya Vaidini (Cehennem azabı ) hafife alan her itikat, her fiil ve her söz küfürdür. İnsan her hâlinde bunlardan sakınmalıdır.

Faide
Âlimler, dinde bilinmesi zaruri olan bir ilmi inkâr etmek “küfürdür” demişlerdir. Dinde bilinmesi zaruri olan, yani müslümanlar arasında bilinip tanınan, yani âlimlerin de diğer insanların da bildikleri şeylerdir. Yalnız âlimlerin bilmesi yetmez. Bu da beş vakit namazın ve Ramadan orucunun farz oluşu, alış-verişin helal olduğu, içki içmenin ve hırsızlığın haram olması gibi.
29

On Altıncı Ders:


MÜRTED OLANLARIN BAZI HÜKÜMLERİ


Küfür çeşitlerinden herhangi birine düşen kişi kâfir olur ve tekrar İslam’a geri dönene kadar kâfir ve mürted kalır. Ancak Kelime-i Şahadeti söylerse, yani Allâh’tan başka ilâh olmadığına Muhammed, Allâh’ın Resulü olduğuna şahadet ederim dedikten sonra İslam’a geri dönmüş olur.

Küfre düştüğünden dolayı yapmış olduğu salih amellerin bütün sevabı gider. Oruç, namaz, hac ve sadaka ile kazandığı sevapları gider. Zerre kadar bir sevabı kalmaz.

Allâh-u Teâlâ “El-Mâideh” sûresinin 5. âyetinde şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يَكْفُرْ باِلإِ يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ﴿
Anlamı:” Her kim küfre düşerse bütün iyilikleri yok olur. ”

Bu yüzden kendisinde ridde ve küfür hasıl olan kişi derhal :

1- Düştüğü küfürden dönüp İslâm’a girmek için Kelime-i Şahadeti söylemesi,

2- Kendisinden hasıl olan küfürden dolayı pişman olması,

3- Bir daha küfre dönmemeye kalbinden niyet etmesi gerekir.


Küfür ve ridde ile kişinin; orucu, teyemmümü ve evli ise nikahı bozulur. Hâlen küfür üzerinde ise Müslüman ve ğayrı müslim bayana nikahı sahih olmaz. Kestiği hayvanın eti haram olur. Miras veremez ve alamaz. Üzerine cenaze namazı kılınmaz ve müslümanların mezarına defnedilmez, malı da sedace müslümanların faydası için kullanılır.


Fiili, sözlü veya itikâdî küfre düşüp İslâm’dan çıkan kişi sonradan Kelime-i Şahadet ile İslâm’a geri dönmüş ise, İslâm’a dönmeden önceki zamanda (ridde zamanında) geçen namazları ve orucu kaza yapması farzdır.

30
On Yedinci Ders:



KADERE HAYIR ve ŞERRİN ALLÂH'IN TAKDİRİ İLE OLDUĞUNA İMAN ETMEK

Allâh-u Teâlâ “El-Kamer” sûresinin 49. âyetinde şöyle buyuruyor:

إِنَّا كُلَّ شَىءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ﴿
Allâh-u Teâlâ her şeyi bir kadere göre yarattığını bildiriyor.

İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz efendimiz şöyle buyuruyor:
الا يِمِانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ وَ مَلائِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِر ِوَ الْقَدَر ِخَيْرِهِ وَ شَرِّهِ
Anlamı: ” İman; Allâh’a, Meleklerine, Kitaplarına, Resullerine, Ahiret gününe ve Kadere hayır ve şerrin Allâh'ın takdiri ile olduğuna iman etmektir.”


Peygamber efendimizin bildirdiği durumlara, geçen derslerde açıkladığımız gibi iman edip tasdik etmek farzdır.

Kaderin Hayrına ve Şerrine İman Etmek

Kaderin manası: Mevcudata girip var olan hayırlar ve şerler Allâh’ın ezelî olan takdiri iledir. Hayır insanların amelinden olup Allâh’ın sevmesi ve rızası iledir. Şer insanların amelinden ve Allâh’ın takdiri ile olup , sevmesi ve rızası ile değildir.

Faide

İmam Tırmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz İbni Abbas’a mealen şöyle buyuruyor : ” Bil ki,bütün insanlar toplanıp da sana fayda vermek isterlerse Allâh’ın sana takdir ettiğinden başkasını veremezler ve hepsi toplanıp sana bir zarar vermek isterlerse Allâh’ın sana takdir ettiğinden başkasını veremezler. Kalemler kaldırıldı, sahifeler kurudu.”


Mükellefin Fiillerine Bağlı Şer'i Hükümler




Şer’i hükümler yedi kısma ayrılır: Farz, mendub, haram, mekruh, mubah, sahih, ve batıl.

1- Farz : Farzı yapan kişiye mükâfat, yapmayana Ahiret’te hesap vardır. Farz iki kısma
ayrılır :
a- Farz-ı ayn: Bütün mükelleflere yapılması gereken farzdır. Beş vakit namaz gibi

b- Farz-ı kifaye: Bazı müslümanların yapmasıyla diğer müslümanların üzerinden kalkan farzdır. Cenaze namazı, Kur'an-ı Kerim’in tümünü ezberlemek, müslümanların yararına olan meslekleri öğrenmek gibi.

2- Mendub: Sünnetle aynı manayı taşır. Yapan kişiye sevap vardır, yapmayan kişiye Ahiret’te hesap sorulmayacaktır. Namazın sünnetlerini yapmak , misvak kullanmak gibi.

3- Haram: Allâh rızası için terk ederse sevabı vardır.Yapan kişiye Ahiret’te azap vardır. İçki içmek, faiz yemek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, ana-babaya eziyet etmek ve diğer haramlar, zararı dokunduğu halde sigara içmek gibi.

4- Mekruh: Mekruh olduğundan dolayı terk edene sevap vardır. Yapan kişiye Ahiret’te azap yoktur. Abdest alırken veya gusül abdesti alırken suda israf etmek gibi.

5- Mubah: Yapana sevap yoktur, yapmayana da azap yoktur. Helalden olsa bile giyimde ve yemekte daha fazlasını tercih etmek, pamuklu yerine yünlü elbise giymek, nohut yerine bakla yemek ve bunun gibi.

6- Sahih: Allâh'ın şeriatına göre yapılan , rükünlerin ve şartları yerine getirilen ibadetlerdir.

7- Batıl (Fasit): Sahihin tersidir, yani rükünleri ve şartları yerine getirilmeyen ameldir.
Signatürü



Meâlen;
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Âl-i İmran: 104
Meâlen;
“Siz, insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz...”
Âl-i İmran: 110
Meâlen;
Asra andolsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”
Asr: 1-2-3


Konu Abdullâh tarafından (07-07-2009 Saat 14:41 ) değiştirilmiştir..
admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:05 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.7
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır. Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.

Forum SEO by Dinimİslam
Sitemizde Ehl-i Sunnet Dışı Bilgiye Yer Yoktur!.

Toplist

1, 2, 26, 3, 25, 24, 290, 291, 19, 20, 21, 22, 23, 27, 30, 29, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 116, 211, 47, 49, 50, 51, 52, 54, 55, 57, 214, 59, 62, 63, 64, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 84, 85, 86, 87, 88, 92, 93, 121, 213, 212, 96, 97, 99, 102, 103, 104, 106, 257, 107, 108, 146, 137, 140, 111, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 122, 123, 124, 125, 126, 128, 145, 142, 139, 147, 174, 175, 148, 149, 284, 153, 189, 160, 162, 163, 168, 292, 293, 173, 281, 282, 283, 179, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 210, 190, 206, 207, 208, 209, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 256, 255, 253, 254,